Ağustos 28th, 2008

Salvador Dali

Salvador Dali o bir dahi …

Gerçeküstücülerle aramdaki tek fark benim gerçeküstücü olmamdır.

Salvador Dali

dali01.jpg dali2.jpg

Ne sözdür ama bu. Ne tarz bir meydan okumadır.

Dahilikle delilik arasında ki çizgiyi umursamayıp, kimselerin farkında olmadığı düşleri ve hayalleri görmenin şarhoşluğuyla, ordan oraya zıplayan bir zihinsel renk cümbüşünün, diğer gerçek üstücüleri tokatlamasıdır belkide.

Bu sözle hayatımda ilk kez, henüz oniki yada onüç yaşında bir bebeyken Çorlu’nun Belediye Kütüphanesinde karşılaştım.

Oraya milliyet Kardeş dergilerindeki, macera zımbırtılarını okumaya giden bir velet olarak, kaldıramayacağım boyutta bir seslenişti sanki. Ya Dali ismi ilginç gelmiş ya da  ismini duyduğum ama ne iş yaptığını tam olarak bilemediğim Tito‘ nun arakadaşıdır zannetmesiyle baktığım kitaptaki resimlerden öyle bir tokat yemiştim ki, hayat boyu kendimi toparlayamadım. Bu neydi böyle, eğer yeryüzünde böyle bir şey varsa ve buna da bazı insanlar resim diyorsa, niçin resim ve elişi dersindeki öğretmen bize ufak bir boşlukta bile bakın çocuklar hayatta böyle şeylerde var dememişti ki. Yani benim resim kabiliyeti yüksek ablama yaptırdığım resimler mi resimdi yoksa bu Dali’ninkiler mi.

Sirkeci’deki dükkanların akordeon  kepenklerinine benzer bir malzemeden yapılmış, çok soğuk olduğu günler içinde ısıtma tertibatı olmadığı için kapalı olan o kütüphaneden çıkarken, yeni de bir kelime öğrenmiştim gerçeküstü ve bir isim Salvador Dali

Doksanlı yılların hemen başları gibi, neredeyse evden kaçarak geldiğim İstanbul’da da peşimi bırakmadı bu Dali.  Asistanlığını yaptığım Resim  Fotoğrafçısı Necdet Kaygın’ın evindeki kitaplarda, homeless yaşadığım için, sığınıp zaman zaman orada  kaldığım Heykeltraş Ahmet Müderrisoğlu‘nun atölyesindeki bir afişte, daha sonra Mimar Sinan’da resim ve heykel okuyan arkadaşlarla kaldığımız, Beyoğlu’ nun en bela ve rezil sokağı Ülker Sokak’taki bekar evinde gerçekleşen, bence yeryüzünün en ilginç ve en garip ortamda vukuu bulan, Metin  Karayağız’ın verdiği Resim Bölümüne Hazırlık kursunun ardından yapılan resim geyiklerinde, hep karşılaştım.

Kitaplarını almaya başladım, internetten resimlerini topladım ve onunla ilk tanışmamdan aşağı yukarı yirmidört sene sonra, rahmetli Sabancı’nın en güzel eseri SSM de sergisinin açılışına gittim.

Kimbilir artık bundan sonra cennete veya cehennemde, yer ve mekan farketmez Ara Güler gibi karşılaşırım, karşılaşırda ama güzellikle ama zorla bir kaç portresini çekerim. Dali sergisindeki Ara Güler’in dali portreleri gibi, çerçeveletip kendime ve diğerlerine sergilerim. Kimbilir…

GALERİDE 230 adet Salvador Dari resmi mevcut. (Another Dali Pictures 230)

Salvador Dali Sergisinin  Fotoğrafları ise BURADA

Salvador Dali Biyografisi

Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí y Domènech, kısaca Salvador Dalí (11 Mayıs 1904 – 23 Ocak 1989), sürrealizm akımının önde gelen temsilcilerinden İspanyol ressam ve özgün baskı sanatçısıdır.

Madrid Güzel Sanatlar Okulu’nda eğitim gördüğü sırada metafizik resmin öncülerinden de Chirico ve Carra’nın etkisi altında kaldı. Ön-Raffaellocuların ayrıntılı gerçekçiliğine ve Ernest Meissonier gibi 19. yüzyıl ressamlarının yapıtlarına da derin bir ilgi duydu.

1927’de Madrid’de İber Sanatçılar Derneği’nin sergilerine katılmaya başladı. Barselona’da Dalmau Galerisi’nde sergiler açtı. Şair Federico García Lorca ve sinema yönetmeni Luis Bunuel ile bu sıralarda arkadaş oldu.

1928’de iki kez Paris’e gitti, Picasso ve Míro ile tanıştı.

Ertesi yıl Goemans Galerisi’nde yapıtlarını sergiledi ve sürrealizm akımına katıldı. Aynı yıl şair Paul Eluard’ın eski karısı Gala ile evlendi. Dalí’nin yaşamında her zaman önemli bir yeri olan Gala, onun sürrealizmle bütünleşebilmesinde önemli bir rol oynadı.

Dalí, Bunuel ile 1928’de Un chien andalou (Bir Endülüs Köpeği), 1930’da da L’Âge d’or (Altın Çağ) filmlerini çevirdi. 1934’te Lautréamont’un Les chants de Maldoror ( Maldoror’un Şarkıları) adlı kitabını resimledi.

1937’de İtalya’ya bir gezi yaptı.

II. Dünya Savaşı nedeniyle 1940’ta birçok Avrupalı sanatçı gibi ABD’ye gitti, 1941’de New York Modern Sanat Müzesi’nde bir retrospektif sergi açtı. Aynı yıl La vie secrète de Salvador Dalí (Salvador Dalí’nin Gizli Yaşamı) adlı otobiyografisini kaleme aldı. Kitapta, çocukluğunda şiddetli isteri krizleri geçirdiğini belirtiyordu. Okulda öğrencileri ayaklanmaya kışkırttığı için cezalandırılan, 1926’da da okuldan uzaklaştırılan Dalí, yaşamı boyunca olağandışı tavırları ve gösterişçi yanıyla ününü sürdürdü.

Dalí’ye göre insan, klinik paranoya hastalığında olduğu gibi, gerçek bir düş dünyası yaratmalı, ama bunu yaparken de usun denetim altında tutulup iradenin bilinçli olarak bir süre askıya alındığını unutmamalıydı. Bu yöntemin sanatsal yaratının yanı sıra, günlük yaşamda da benimsenmesini savunan Dalí, hem yapıtlarına hem de yaşamına bu doğrultuda yön verdi. 1936’da Londra’daki Uluslararası Gerçeküstücülük Sergisi’nin açılışına dalgıç giysileri içinde ve tasmasından tuttuğu iki tazıyla gelmesi, bu tür davranışlarının bir örneğiydi.

Dalí, Sigmund Freud’un bilinçaltı imgelerin erotik çağrışımları üzerine yazdıklarından ve Paris sürrealistlerinin bilinçaltını ortaya çıkarma eğilimlerinden büyük ölçüde etkilendi. Sürrealizmde düşüncenin herhangi bir mantık çizgisi izlemeden akmasını temel alan otomatizm kavramını benimsediyse de, bunu öbür sürrealistlerden daha iyimser bir bakış açısıyla işledi ve bu eğilime “eleştirel paranoya” adını verdi.

Yapıtlarında yarattığı düşsel (büyülü) gerçekçilik, betimlediği gerçekdışı düşsel mekân ve garip düşsel imgelem ile bir karşıtlık oluşturuyordu. Bu yapıtlarda düşle gerçeği ayırmak neredeyse olanaksızdı. Dalí’nin amacı, günlük uğraşıları alaycı bir tavırla düşsel hale getirmekti.

Çoğu kez karanlık bir Katalan manzarası içine yerleştirilmiş, vücudundan yarı açık çekmeceler çıkan insan figürleriyle (Yanan Zürafa, 1936-37, Sanat Müzesi, Basel) sanki balmumundan yapılmış ve güneş ısısıyla eğrilip bükülmüş saatler (Belleğin Israrı, 1931, Modern Sanat Müzesi, New York) en sık kullandığı temalardı.

Dalí “Veristik sürrealizm” olarak da anılan bu eğilim içinde, birbiriyle ilişkisiz düşsel imgeleri gerçekçi bir yaklaşımla ve otomatizm yöntemini kullanarak bir araya getirmişti. “Aydınlatılmış Hazlar” (1929, Modern Sanat Müzesi, New York), “Delfli Vermeer’in Bir Masa Olarak Kullanılabilen Hayaleti” (1934, Salvador Dalí Müzesi, Cleveland, Ohio) ve “İç Savaş Sezgisi” (1936, Sanat Müzesi, Philadelphia) bu yaklaşımla ürettiği önemli yapıtlardır.

Dalí 1937’deki İtalya gezisinde Raffaello ile İtalyan barok ressamların etkisi altına girdi ve kendine özgü bir çağdaş klasikçilik arayışına yöneldi. 1939’da André Breton tarafından sürrealistler grubundan çıkartılan Dalí, II. Dünya Savaşı sonrasında mistik bir anlayışa yönelmekle birlikte, sürrealist öğelerden bütünüyle uzaklaşmadı. “Son Yemek” (1955, Ulusal Sanat Galerisi, Washington, D.C.), “Diriliş” (1961, Bruno Pagliali Koleksiyonu, Mexico) ve “Dalí’ye Bakan Gala” (1965, André François Petit Galerisi, Paris) geç dönem yapıtlarına örnektir.

Kaynak: AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık A.Ş., İstanbul 1994, Cilt 13, sf: 256-257

Heykel/Resim